Beslemeler:
Yorumlar

En iyi gezi blogu

En iyi gezi blogu yazarı olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Ebru Durupınar‘dan dakikalara sığmayacak bir yolculuk. Fotoğraflar ve gözlemler o kadar güzel ki, bir pazar sabahınıza kahve eşliğinde renk katabilecek bir deneyim.

Hugo

3 Boyutlu çocuk filmi diye gittiğim Hugo, önyargılarımı yenmem gerektiğini bir defa daha bana hatırlattı. Gerek senaryonun işlenişi gerek oyunculuk konusunda Oscar ödüllerinde kendini gösterebilecek bir yapım.

Martin Scorsese’nin yönettiği film 3 boyut olayında izlediğim diğer filmlerden bir adım önde. Her ne kadar bu iş oldu dedirtmese de, bazı sahneler bu işin kısa zamanda mükemmel olacağı işaretini veriyor.

Gelelim Hugo’ya. 1930’lu yıllarda bir tren istasyonunda saatleri kuran Hugo, saat kulesinde gizlice yaşamaktadır. Ölen babasından kalan bir otomaton’u (mekanik robot) tamir etmek, tek amacıdır. Tren istasyonunda bir oyuncak dükkânı olan yaşlı bir adamla tanışması hayatını değiştirecektir. Okumaya Devam »

Anında Görüntü

Yılların eskitemediği M.F.Ö’ye, 1991 yılında sözleri yıllardır aklıma kazınan “Anında Görüntü” adlı şarkıyı yaptıkları için sonsuz teşekkür ediyorum… İşte şarkının sözlerinden bir bölüm. Sevgili dostum Kıvanç Kaplan ile sık sık dinlerdik zamanında…

Mahalleden üç tufacı,
Sevdiği kıza asılıyorlar;

Yollarını kesiyor, destur çekiyor,
Geriliyorlar, çağanoz gibi.
‘Gazla lan’ diyor bir tanesine,
Katakofti!

İskele olma,
Faka basar mı kaçın kurası,
Fayrap etmiş yakayı bağrı,
‘Keriz!’ diyor kıza, ‘Kafadan kontak!’

Maksat gene, hır çıkartmak.
Bir tokat kıza, iki seksen
İcabında kıyak yapıyor.

Öbür herif buna bir madik atıyor,
Çekiyor bıçağı, takıyor bacağa
Ordan çekiyor, façasını bozuyor
Bizimki zokayı yutuyor iyi mi!

Sidikli Kasabası

Sidikli Kasabası, bir uyarlama. Broadway’de yıllarca sergilenen müzikalin Türkçe söz yazılarak sahneye koyulmuş hali. Güzel bir prodüksiyon aslında. Uyarlama da güzel olmuş. Ancak en büyük alkışlar çoğunluğu genç olan kadroya. Gerek oyunculuk, gerek vokal performansı olsun, çok iyi iş çıkarıyorlar. Bütün şarkılar canlı orkestra (!) tarafından çalınıyor ve eş zamanlı seslendiriliyor. Gayet başarılı.

Orkestra(!) diyorum çünkü klasik sınırlı imkânlar sebebiyle hem orkestra az kişiden oluşuyor, hem de ses Broadway’deki gibi vurucu değil. Ancak bu bizi yıldırmaz: imkânların sınırlı olduğunu bildiğimiz için tam puan orkestraya ve canlı performansa. Okumaya Devam »

Çöpün var derdin var…

Hava güzelse Asmalı Mescit sokakları keyifli olur. Ayakta içki içip sohbet edebilirsiniz, canınız sıkıldıysa mekân değiştirirsiniz. Ancak Beyoğlu’nda eğlenirken göremeyeceğiniz kahramanlar vardır sokaklarda. Bu kişiler ancak dikkatli olursanız görebileceğiniz insanlardır ve hepsinin orada olmak için çok geçerli bir sebebi vardır.

İşte öyle güzel bir İstanbul akşamında Babylon’un kenarında arkadaşlarla vakit geçiriyorduk. Şişelerimiz elimizde İstiklal’e doğru geceyi sonlandırmaya gidiyorduk ki içimizden “dibine geldiğimiz şişeleri çöp kutusuna atma” dürtüsü kendini gösterdi. Ne de olsa çevreye saygılı gençlerdik. İşte bu dürtü ile etrafımıza bakınıp çöp kutusu aramaya başladık. Deliler gibi çöp kutusu arıyorduk, o anda başka bir şey düşünemez olmuştuk. Bir an paniğe kapıldık, bulamayacağız sandık, ancak yılmadık ve aramaya devam ettik.

İşte tam o anda onu gördüm. Yeşil, orta boy, plastik ve tekerlekliydi. Temiz görünüyordu; tam benim şişeme layık! Hemen sürünün liderliğini elime aldım ve çöp kutusuna doğru ilerlemeye başladım. Sürünün diğer üyeleri de beni takip ettiler. Çöp kutusuna yaklaştıkça içimdeki heyecan artıyordu. Elimdeki şişeyi atıp, beraberimdekilere de aynını yapmaları için güzel bir örnek oluşturacaktım. Geceyi sorumlu bir vatandaş olarak tamamlayacaktım. Okumaya Devam »

İstavritler ve Reenkarnasyon

Reenkarnasyona inanın ya da inanmayın, gerçek olma ihtimali en az evrende ağzı kıçında yaratıklar olması kadar olası. Bu nedenle yapacak işiniz olmadığında bu yazacaklarımı düşünebilirsiniz.
Reenkarnasyona inananların çoğu şu anda yaşadığımız yaşamın bir sonraki yaşamda nasıl bir mahlûkat olacağımıza etki ettiğine inanırlar. Örneğin melekler gibi bir insan, bir sonraki yaşamında Afrika’da bir aslan sürüsünün lideri, aptal zebraların nehirden geçmesini bekleyen 3 metrelik bir timsah veya 100 yıl kimsenin dokunmadığı mutlu bir okaliptüs ağacı olabilir.
Ancak bir de öbür olasılığı düşünmek lazım. Ya bu iş adil olarak değil de kura ile belirleniyorsa? Yani rasgele bir yaratık oluyorsak bir sonraki sefer? Bunu hiçbir zaman bilemeyiz. Ancak ben en kötü olanı düşündüm.
İstavrit. Okumaya Devam »

Klips ve Onlar

“Trivial Pursuit”  oynarken dikkatimi çeken “Klips ve Onlar” ismi üzerine biraz araştırma yaptım ve çok acayip bağlantılar buldum. Öncelikle Klips ve Onlar duyduğum en garip grup isimlerinden biri. Grubun ismi ilk başta o kadar saçma geldi ki bana “Vampire Weekend” hatta “Gripin” ile bile yarışır haldeydi. Daha sonra “Klips ve Onlar” ın en garipleri olduğuna karar verdim. Meğerse “Klips” ve “Onlar” olmak üzere iki ayrı grupmuş. Ee tabi bunu bilmezseniz grubun ismi üzerine türlü senaryolar kurabiliyorsunuz.

Klips ve Onlar, ülkemizi 1986 yılında Eurovision şarkı yarışmasında temsil etti ve 9. oldu.Yarışmaya katıldıkları şarkının adı “Halley” di.  Halley Kuyruklu yıldızının Güneş sistemimize girdiği zamanda yapılan şarkı,  yarışmada kuyruklu yıldızın tüm Dünyaya barış getirmesi mesajını vererek çalındı. Bu da 9. olması için iyi nedenlerden biriydi.”Klips” grubu solistliğini “Gür Akad”ın yaptığı bir grup. “Onlar” grubunda ise “Candan Erçetin” var. “Halley” şarkısının bestesi “Melih Kibar”a , sözleri “İlhan İrem”e ait. Okumaya Devam »

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.